HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

O şöyle derdi: “Hiçbir zaman unutulmayacak bir savaşçı olacağım.”

Düşünce, ama nasıl bir düşünce? Duygu, ama nasıl bir duygu? Yaşam, ama nasıl bir yaşam?


Bu sorular onun zihninde hep dönüp duruyor, o da bu soruların cevabını arıyordu. Onun adı Elî Demlexî idi. Bu adla büyüdü ve daha sonra, son anlarına kadar adıyla zirvelere doğru koştu. O şöyle derdi: “Hiçbir zaman unutulmayacak bir savaşçı olacağım.” Dağların heybeti onun kişiliğinde yer edindi. Özgür zirvelerdeki şahinler gibi irade ve cesaret sahibi oldu. Yüreğindeki bu iradeyle, Şehit Ezîz ve Şehit Rojbîn’in takipçisi olmak, halkı için bir örnek haline gelmek istedi.

Kürdistan Devrimi başladığında, beraberinde bir hakikati açığa çıkardı. Bu hakikat yalnızca Kürt halkının özgürlüğü değil, aynı zamanda Kürdistan ve Ortadoğu’daki diğer halkların özgürlüğüydü. Bu devrim içinde Kürt, Arap, Türkmen ve Ermeni halkları birlikte özgürlüklerinin peşine düştüler. Savaş büyüktü ve düşman savaş alanında adım adım darbeleniyordu. Yüreklerinde özgürlük umutlarını yeşertenler biliyordu ki bu savaş, esaretten kurtuluşun ve birlikte bir yaşam kurmanın savaşıydı.

Halkların birlik kökleri, Rojava Devrimi ile birlikte bir fidan gibi yeşerdi. Önder Apo’nun Demokratik Ulus fikriyle gelişen Rojava Devrimi, özellikle Arap halkını ve bölgede yaşayan bütün halkları ve inançları etkiledi. Bu özgürlük devrimi, halklar için artık kendi kültürleriyle, sanatlarıyla, dilleriyle, felsefeleriyle ve özgürlük kavramlarıyla bütünleşebilmeleri ve özgür, ortak bir yaşam yaratabilmeleri için yeni bir nefes oldu. Elî Demlexî de bu hakikatle devrimin rüzgârı karşısında yaşadı, sevdi, düşündü, yoğunlaştı ve kendisini devrimin gerçek bir yoldaşı haline getirdi.

“Şehit Faysal Ebû Leyla’nın İzinde Halkların Devrimciliğine Doğru Yürüdü”

Elî, Minbic şehrinde Demlexî aşiretinden bir aile içinde dünyaya geldi. Kimliğine sahip çıkanlar gerçek bir yurtsever olabilirler. Elî’nin ailesi de köklerine bağlıydı ve aynı zamanda diğer halklarla da çok iyi ilişkilere sahipti. Elî de bu gerçeklikle büyüdü.

Okulda Baas rejimi, Arap milliyetçiliğini geliştirmek ve halkları birbirinden koparmak için okulları temel bir alan olarak kullanıyordu. Elî, bütün bu çabalara rağmen, ailesi ve çevresi bu şekilde olmadığı için milliyetçilik rüzgârına kapılmadı. Altıncı sınıfta okulu bıraktı ve çalışmaya başladı.

Rojava Devrimi onun üzerinde büyük bir etki yarattı; fakat asıl etkiyi, şehri DAİŞ’in karanlığından kurtarıldığında yaşadı. Elî de ailesiyle birlikte, binlerce aile gibi, bu karanlıktan kurtarıldığında, bu kurtuluşu yaşama yeniden gözlerini açmak olarak ele aldı. Onun için o siyah, duygusuz, renksiz ve cansız yaşam geride kaldı; özgür bir yaşam başladı. Bu etkilenmeyle Önder Apo’nun fikrini tanıdı. Özellikle Şehit Faysal Ebû Leyla’dan ve Minbic’i özgürleştirme hamlesinin şehitlerinden etkilendi; önünde adım adım yeni bir yol açıldı.

Bu yolda kendilik vardı. Bu yolda onurlu bir özgürlük vardı. Bu yolda, karanlıkta bırakılan yaşamı aydınlığa çıkarma vardı. O da bu aydınlığa doğru yürüdü.

“O ve Kız Kardeşi, İki Yoldaş Gibi Yüzlerini Devrim Alanlarına Döndüler”

Yenilik, insanın ufuklarında büyük bir heyecan yaratır. Çünkü insan her yeni aşamada hisseder, anlar ve önemli deneyimler kazanır. Boğazda düğüm olan umutlar zamanla insanı daha çok boğar; her rüzgâr kendisiyle birlikte kaybedilmiş sevdaları getirir. İnsanın bu düğümleri çözmesi ve aşması için yeni adımlar atması gerekir. Elî için de bu adım onu halkların devrimciliğine doğru götürdü.

Minbic halkı, şehirlerinin DAİŞ’in elinden kurtarıldığı günü bayram günü gibi kutladı. Birçok genç varlığını devrime bağladı ve yüzünü devrim saflarına döndü. Elî ve kız kardeşi de özgürlüğün sorumluluk almakla mümkün olduğunu biliyorlardı. Eğer halklara özgür yarınlar armağan etmek istiyorlarsa, kendi omuzlarına düşeni de yerine getirmeleri gerekiyordu. Bu yoğunlaşmayla o ve kız kardeşi, kesin bir kararlılıkla devrim saflarına katıldılar. Rojava Devrimi’nin saflarında, kız kardeşiyle birlikte, aynı siperlerde, yürekleri özgürlük için atan iki yoldaş gibi onur savaşını yürüttüler.

2017 yılında çalışmalara başladı. İlk adımında, o zamana kadar Elî adıyla yürüttüğü hikâyeyi artık başka bir adla sürdürecekti. Bu ad, onun ve milyonların yüreğinde dallanıp budaklanan umudun adıydı: Azad. Adını Azad Serab koydu. Azad, düşünce ve inanç sahibi bir gençti ve umutlarını gerçekleştirmek istiyordu. Bu umut onu halkların kardeşliği ve Demokratik Ulus’un sembollerinden biri yapacaktı.

2019 yılında Türk devletinin Rojava Devrimi’ne yönelik saldırıları arttığında, Azad askeri alanda kendisini geliştirme ihtiyacını gördü ve birçok branşta çok hızlı ilerleme sağladı. Askerliği de bir sanat olarak ele aldı ve bu sanatta uzmanlaşmak istedi.

“Kürdistan Dağlarına Doğru Özgürlük Yürüyüşü”

Bazı insanlar vardır, adları onları yürütür; bazı insanlar da vardır, adlarını büyük bir hikâyeye dönüştürürler. Azad, halkların özgürlüğünü kazanmak için Arap halkının değerli bir genci olarak yüzünü Kürdistan dağlarına döndü ve büyük savaşa katıldı. Bu adımıyla çok mutlu oldu; çünkü adımını hakikate, özgürlüğe doğru atıyor, yüreğinde bastırılmış olan duyguları yeniden yeşertebilmek için içindeki coşkuyu büyütüyordu.

Artık o, dağların doruklarında bir gerillaydı. Her adımı bir destan, bir umut ve özlemle ekilen bir tohum olacaktı. Hiçbir duraklama ve engel tanımadan gerilla yaşamının işlerine ve çalışmalarına katıldı. Daha ilk anlarında özgürlük hareketinin yoldaşlığında sevilen biri oldu; mütevazılığı, özlemi ve cesaretiyle çok sevildi.

Yüreğinin büyüklüğü yüzüne yansıyordu. Özgürlük gülüşünü yüzünden eksik etmezdi. Onu sevdiren de buydu. Tembur onun için umudun sesiydi. Temburunun tellerine her dokunuşunda duygularının ne kadar büyük olduğu görülürdü. Bir değerlendirmesinde şöyle der: “Tembur, kaybedilmiş bir sevginin sesidir. Biz adım adım bu sevginin peşindeyiz. Bu sevgi bizim için özgürlükten başka bir şey değildir.”

Bu sözler Kürdistan’da bir hakikatti. Kendi içinde din, dil, kültür, inanç ve ulus farklarını ortadan kaldırıyordu. Azad, ezgileriyle ve temburunun sesiyle hangi alanda olursa olsun oraya ruh verir, bütün yoldaşlarını etrafında toplardı. Yoldaşları da her zaman onun yüzündeki gülüşü hissetmek ve temburunun sesi eşliğinde özgürlük şarkıları söylemek isterlerdi. Azad’ın gülüşü umut ve amaçlarla yüklüydü; özellikle savaş içinde gülümsediğinde moral ve motivasyon kaynağı olurdu.

“Büyük Bir Israr ve İstekle Direniş Alanlarına Yöneldi”

Katılım nedenlerini her geçen gün daha da güçlendirdi. Var olan direnişin bütün halkların kurtuluşu için olduğunu biliyordu. Bunun için büyük bir istek ve ısrarla ön cephelerde yer almak istedi. Güvenilir biri olduğu için hareketli timlerde yerini aldı. Kamuflaj, gizlilik ve askeri disiplin konusunda hiçbir zaman taviz vermedi. Bu yönüyle alanda somut bir örnek oldu.

Medya Savunma Alanları’ndaki savaş her geçen gün daha da kızışıyordu ve aynı zamanda Azad’ın isteği de bununla birlikte büyüyordu. Artık onun için durmak yoktu; durmak, onun açısından şehitlere sahip çıkmamak demekti. Bu kararlılıkla yüzünü Zap suyunun batısına döndü.

Gerilla Azad, savaş içinde aktif katılımı ve cesaretiyle bütün yoldaşlarının dikkatini üzerine çekti. Hesapsız ve tereddütsüz bir katılımın sahibi oldu. Alanda düşmana karşı geliştirilen birçok eylemde yerini aldı. Silahına hâkimiyeti, disiplini ve taktik özellikler taşıyan aklı, bu eylemlerde büyük bir rol oynamasını sağladı.

“Şehadetiyle Halkların Kardeşliğinin ve Demokratik Ulus’un Sembolü Oldu”

Gerilla Azad, hem yaşamıyla hem de mücadelesiyle Demokratik Ulus düşüncesinin ve halkların birlikteliğinin inançlı bir temsilcisi oldu. Yaşamının son anına kadar bu temel üzerinde yürüdü ve mücadele etti. Gerilla Azad, 22 Haziran 2023’te Zap bölgesinde şehadete ulaştı ve Kürdistan halklarının kardeşliğinin ölümsüzler kervanına katıldı.

Kürt ve Ortadoğu halklarının birçok kahramanı, gençliklerini halkların özgürlüğü için feda etti. Onlar, işgalciler eliyle halkların arasına ekilen bütün çelişkileri ortadan kaldırdılar. Amaçları evren gibi açık ve berraktı. Birçok dil biliyorlardı; fakat konuştukları dil hakikatin diliydi. Bu hakikat, halklar arasında örülen bütün duvarları parçalayacak ve karanlıktan aydınlığa çıkışı gerçekleştirecekti.

Gerilla Azad da bu hakikatin peşinden giderek dolu ve anlamlı bir yaşamın sahibi oldu. Arap halkının öncü şehidi Şehit Ezîz Ereb ve Şehit Rojbîn Ereb’den devraldığı bayrağı, yaşamının son anına kadar başarıyla taşıdı ve duruşuyla büyük bir örnek haline geldi. Bu, Kürdistan’da hiçbir zaman unutulmayacak bir hakikattir; Azad gibiler her zaman halkların özgür birlikteliğinin bir parçası olacaklardır.