Yaşam bir nehir gibi akıyor. 1992’den 2014’e kadar 22 yıl geçti. Bu yürüyüş, özgürlük ve direniş yürüyüşüdür.
Bu yürüyüşte yer alan tüm yoldaşlar Şehîd Berîtan’ın savaşçılarıdır. Bu yolda direniş ve ihanet iki çizgi oldu. Şehîd Berîtan ihanet çizgisini hiçbir zaman kabul etmedi. Her zaman direnişin içinde oldu. Onun duruşu bizim için her zaman umut yarattı. Gökyüzündeki bir yıldız gibi yolumuzu aydınlattı. Enkî’nin ruhunu ezip geçti. Yüzündeki gülüş, yüreğinin güzelliğini gösteriyordu. Güzeldi. Ruhu yaratımla doluydu. Herkese can veriyordu. Kürdistan kadınlarına yaşam veriyordu. Berîtan dağdı, direnişti; o tek başına bir devrimdi…
Evet, değerli yoldaşlar. Biz yürüyüşümüze Heval Berîtan’ın yola çıktığı yerden başladık. Dar bir dağ patikasından dar bir vadiye doğru yürüyorduk. Bu vadi, Şehîd Çîçek’in, Şehîd Rüstem’in, Şehîd Rozerîn’in ve diğer yoldaşların vadisiydi.
2011’de yoldaşların içinde şehit düştüğü mağaraya gittik. Bütün yoldaşlar girip baktılar. Bu mağaranın yalnızca bir girişi vardı. Girişi kapanmıştı. Uçaklar mağarayı bombaladığında mağaranın giriş duvarı yıkılıyor ve Heval Çîçek, Heval Rüstem, Heval Rozerîn, Heval Elîşêr, Heval Eşref, Heval Erdal, Heval Amara ve Heval Dîcle mağaranın içinde şehit düşüyor. Her yoldaş büyük bir duygusallıkla mağaraya adım attı. Her yoldaşın duyguları farklıydı. Daha sonra mağaradan çıktık. Her yoldaş oturdu ve o günlerden söz etti. Biri, “Geç kalmışım, keşke daha erken gelseydim” diyordu. Her biri duygularını dile getiriyordu. Ardından şehitlerle vedalaştık ve yürüyüşümüzü sürdürdük.
Haziran ayının sıcağı her yeri yakıp kavuruyordu. Yoldaşlar bu güneşin altında sersemlediler. Daha sonra genç yoldaşlar gittiler. Biz kadın yoldaşlar da kendimizi suya vermek için gittik. Gidip suya girdik. Birçok yoldaş yüzme bilmiyordu. Fakat yoldaşların yardımıyla onlar da yüzmeyi öğreniyordu. Çok heyecanlı ve istekliydiler.
Bir yoldaşımız bize şöyle diyordu: Keşke Önderlik şimdi bu heybetli dağlarımızda olsaydı. Ne kadar güzel olurdu.
Yüzmeden sonra her yoldaş günlüğünü çıkardı ve bu yürüyüşümüzü yazmaya başladı. Daha sonra genç yoldaşlar geldi ve hep birlikte yürüyüşümüze başladık. Bir uçurumun karşısına vardık. Bu uçurumun üzerinde heybetli bir kaya vardı. O kayaya doğru yürüdük. Tam tepenin üstüne ulaştık. Fakat yoldaşlarımız akrep sokması yaşadı. Bu yüzden orada durmak zorunda kaldık. Geceyi uçurumun yanında geçirdik. O gece hiç uyumadık. Sabaha kadar hiçbir yoldaşın gözüne uyku girmedi.
Güneş ışıklarıyla birlikte kalktık. Güneşin ışıkları, Şehîd Berîtan yoldaşın kendini attığı çıkıntıya vuruyordu. Uçurumun başına gittik ve çevremize baktık. O anda her yoldaş Berîtan yoldaşın eylemine ilişkin duygularını dile getirdi. Her yoldaş, Şehîd Berîtan’ın eylemi karşısında kendini sorguluyordu. Hepsi de Şehîd Berîtan’ın savaşçılarıydı. Şehîd Berîtan’ın düzeyine ulaşmak her yoldaşın amacıydı. Bu nedenle uçurumun başına gittiğimizde her yoldaş çok derin bir duygu içine girmişti.
Şehîd Berîtan’ın eylemini düşündükçe, işbirlikçiliğe ve ihanete karşı öfkeleri ve nefretleri daha da artıyordu. O, tüm işgalcilere ve hainlere karşı her zaman direndi ve direniş çizgisinde ısrar etti. Ne kendini ne de silahını teslim etti. Bu nedenle tüm yoldaşlarımız sessizlik içinde ince ve derin biçimde düşünüyorlardı. Bu yüzden Şehîd Berîtan yoldaşa büyük bir cevap olmak istiyorlardı.
Bütün yoldaşların düşünce içinde olduğu o anda biz onların fotoğraflarını çekiyorduk.
Bu uçuruma gidiş, yoldaşlara çok büyük bir coşku ve moral verdi. Kadın yoldaşlar, binlerce yıllık kültürün köleci anlayışına ve erkek egemen zihniyete karşı çok büyük bir mücadele yürüttüler ve hâlâ bu mücadelenin en ön saflarında yerlerini alıyorlar.
Uçurum ziyaretinden sonra yola koyulduk. Çok ağır bir sıcak yüzümüze vurdu. Gidip Şahin Tepesi’ne ulaştık. Burada çok güzel bir kaynak vardı. Burada kahvaltımızı yaptık, ardından yeniden yola çıktık. Heval Masîro araziyi bütün yoldaşlara gösterdi. Xinêr sırtlarından Şemzînan’a kadar her yeri gösterdi. Bu da insana umut veriyordu. Çünkü araziyi tanımanın, gezmenin çok olumlu yönleri vardır. Sonra yine yola çıktık. Gidip bir noktaya ulaştık. Burada buz gibi bir kaynak vardı. Çok güzeldi. Şaşallarımızı doldurup yola devam ettik. Bu nokta önceki yıllarda kullanılmıştı. Burada Şemzînan birliği vardı. Şehîd Nûda, Şehîd Dîcle, Şehîd Dunya ve Şehîd Hevîdar burada yaşamışlardı. Heval Arjîn buraya çok duygulu bakıyordu. Anıları gözlerinin önüne geliyordu. Daha sonra aşağı indik. Şehitliğe geldik. Burada yürüyüşümüze iki günlük ara verecektik. İki günümüz böyle geçti.
Anlamlı günlerdi. Değerliydi. İnsan o dar dağ yollarında yürürken aşkla dolar. İçinde yürüdüğümüz yollar çok değerlidir. Bugün binlerce Berîtan’ın önde yürümesi değerlidir. Onun çizgisinde herkesin direnişi esas alması değerlidir. Gözlerin açık gitmesin. Yüreğin, ruhun ve beynin rahat olsun. Değerli ve güzel komutan, hiç şüphen olmasın ki davan bizim davamızdır. Amaçlarını ve hayallerini gerçekleştirmek bizim görevimizdir. Biz ilk olanlar değiliz, son olanlar da olmayacağız. Biz bir ya da iki Berîtan değiliz; bugün binlerceyiz. Ordumuz bir nehir gibi akıyor ve gittikçe büyüyor… Aktıkça yüz Berîtan, yüz Egîd ve yüz Zîlan oluyor… Bugün şehit düşen her yoldaşımızın yerine binlerce başka yoldaşımız var. Çünkü kıvılcımlardan büyük ve parlak yangınlar doğar.
Gerillanın kaleminden
