HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

EQ, yani “duygusal zeka”, son günlerde dünya gündemine oldukça fazla girmiştir. Artık okul başarıları ve benzeri durumlar yalnızca IQ, yani zihinsel zeka ile açıklanmamaktadır.

Bunun yanında yaşam başarısı, insan ilişkileri ve iş hayatındaki başarı da EQ, yani duygusal zeka ile açıklanmaktadır. Çünkü okulda başarılı olan birçok insan, insan ilişkilerinde ve çalışma yaşamında başarılı olamamaktadır.

Günlük yaşamımızda çoğu zaman öfkeden yüzü kızaran, yüksek sesle konuşan, bağıran ve benzeri davranışlar sergileyen insanlarla karşılaşırız. Bu, insanın kendi içinde yaşadığı duyguların bir sonucudur. Eğer insanın yaşadığı duygular doğru zamanda ve doğru bir biçimde dışa vurulmazsa, bu durum insanı zor bir durumda bırakabilir. Bu nedenle duygular kontrol edilmeli ve akılcı bir biçimde kullanılmalıdır. Bu tanım “duygusal zeka” için de geçerlidir. Kısaca “duygusal zeka”, insanın kendi duygularını tanıması ve kontrol edebilmesidir. Birçok uzman bunu aynı zamanda bir sanat olarak da değerlendirmektedir.

“Duygusal zeka” kavramı ilk kez 1990 yılında Harvard Üniversitesi’nden psikolog Peter Salovey ve New Hampshire Üniversitesi’nden John Mayer tarafından kullanılmıştır. Ancak bu kavram daha çok, Daniel Goleman’ın 1995 yılında yayımlanan “Duygusal Zeka” adlı kitabından sonra dünya gündemine girmiştir.

Duygusal zeka, insanın kendi duygularını ne kadar kontrol edebildiğini ve onları ne kadar üretken hale getirebildiğini gösteren bir kavramdır. Duygusal zeka düzeyi yüksek olan kişiler, duygularının gücünü istedikleri biçimde kullanabilirler. Bu kişiler sosyal yaşamlarında ve mesleki çalışmalarında başarılı olurlar. İnsanın kendi duygularının ve karşısındaki insanların duygularının farkında olması, günlük ve mesleki sorunları çözme potansiyelini de beraberinde getirir.

İnsanlar çoğu zaman kararlarını duygusal anlarda verirler. Duygusal bir atmosferde verilen bir karar, çoğunlukla duyguların etkisi altında kalır. Duygusal insanlar, yani kendi duygularının etkisi altında kalan kişiler, duygularını kontrol edemezler ve duyguları tarafından yönetilirler. Bu tür kişiler karar verirken sonucun nasıl olacağını düşünmezler. Duyguları onları nereye yönlendirirse, o şekilde hareket ederler. Ancak duygusal zeka düzeyi yüksek olan kişiler, duygulu insanlar olmalarına rağmen duygularını yönetebilir, duygularını iyi tanır ve onlara büyük önem verseler de duygularının etkisi altına girmezler.

EQ düzeyi yüksek olan kişilerin özellikleri şunlardır:

** Kendi duygularını iyi tanırlar ve onları yönetebilirler.

** Karşılarındaki kişilerin duygularını iyi anlayabilirler.

** Hayata olumlu yönlerden bakarlar.

** İnsanî ve sosyal ilişkileri oldukça güçlüdür.

Duygusal zeka, insanın günlük, sosyal ve çalışma yaşamında başarılı olmasını sağlar. Duygusal zeka ile zihinsel zeka birbirine karşıt değildir. İkisi de birbirini etkiler. Ancak duygusal zeka ile zihinsel zeka aynı şey değildir.

Bazı araştırmalara göre zihinsel zeka genetiktir ve altı yaşından sonra fazla gelişmez, yerinde kalır. Ancak duygusal zeka genetik değildir; öğrenme yoluyla gelişir. Bu nedenle duygusal zekayı öğrenmek isteyen kişiler, uzun süreli bir çalışma ile başarılı olabilirler.

Peki insan hem zihinsel zekada hem de duygusal zekada yüksek bir düzeye ulaşıp başarılı olamaz mı?

Evet, duygusal zeka ile zihinsel zekanın birlikteliğini önder kişiliklerde görürüz. Bunun için Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan örnek gösterilebilir. Sayın Öcalan hem zihinsel zekada hem de duygusal zekada en yüksek düzeye ulaşmıştır. Sayın Öcalan’ın başarısının bir bölümü de kaynağını buradan almaktadır. Sayın Öcalan hem kişilik bakımından hem de düşünsel bakımdan yüzyılın en büyük kişiliğidir.

Kısacası duygusal zeka, duyguların akılcı bir biçimde kullanılması ve yönetilmesi anlamına gelir. İnsanı yaşamda, sosyal ilişkilerde ve iş hayatında başarıya ulaştıran da duygusal zekadır.